7 Mart 2007 Çarşamba

alchemist

Thur-gor'un hukumdari imparator "victor the magnificent"in, ki kendine koydugu ad budur, yoksa gercek adini kimse bilmez, topraklarini genisletmek icin Wuen kralligina akinlara basladigi senelerdi. Krallik bu hirsli imparatorun ustun silah gucune dayanmakta zorlaniyordu. Sinir sehirlerinin cogu yerle bir olmustu. yeri ve zamani belli olmayan saldirilar halka teror estiriyor ve mutlaka gelecek olan asil ve kesin isgali hazirliyordu. Kralligin asker gucu akinlari zaptedmekte bile zorlaniyordu..

..yani kotu durumdaydik sevgili gunluk..

Nihayetinde ugursuz bir aksam ustu bulundugum sinir kasabasi olan Nabou'da saldiriya ugradi. Bir kis gunuydu, kendi kucuk ve korunakli dunyamda organik kimya calisiyordum. Birden bire gokyuzu karardi. Ufukta siyah yelkenli, tahta, devasa gemileriyle belirdiler. Akilalmaz bir hizla, ufuk ve bizler arasindaki -ne kadar oldugunu hic bilemedigim ama olcmeye kalkacak kadar da deli olmadigim- mesafeyi katettiler. Bir yandan kulaklari sagir eden savas borularini otturuyorlardi. Oklarinin kiliclarinin degdigi hersey alev aldi.. Yandi.. Kulaklarimi yalayarak gecen oklara aldirmadan onlara bakakaldim ve dusundum, bu ok yagmurunda bir tanesinin bile bana isabet etmemesi ordek sansi miydi? Acaba ben ordek miydim?

Bir sure sonra borular sustu. ortam sessizlesti. Sadece alevlerin sesi duyuluyordu. yakmakta, yutmakta olduklari herseyin citirtisi.. Sanki butun kasabayi sesli sesli mideye indiriyordu yangin. Arada benim pelerine de sulaninca sondurmek uzere ayaga firladim ve pelerin hala sirtimda oldugu icin salak gibi kendi etrafimda birkac kez dondum. Dolayisiyla beni farkettiler. Liderleri "Kasabanin simyacisi bu! Derhal yakalayin, efendimize esir olacak!" dedi. O anda akli basinda her bunyenin yapacagi gibi ben de kotikotropal aksimi devreye sokup adrenalin salgilayaraktan, kacanin yakalamaya calisana olan avantajini kullanmak istedim ama daha hipotalamustum CRH bile salgilayamadan adamlar yakalamisti beni. Adam dedim galiba di mi? Duzeltiyorum "ayi"lar yakalamisti beni..

Iste o sirada, formulunu, yillanimi gecirdigim kana manastirinda ogrendigim [i]rahatlatici[.i] bitki karisiminin etkisi gecmeye basladi ve adamlarin aslinda gemiyle degil basbaya atlarla gelmis olduklarini fark ettim. Yelken sandiklarim ise bayraklariydi.

Beni komutanlarina goturduler. Kamp kurduklari yerdeki en buyuk cadirda, minderlerin uzerinde oturmus oldugu halde boyu 1.90 bir adamdi bu. Saci sakalina karisik, korkunc bir yuzu vardi.

- Iste efendim Nabou kasabasina kacmis, Kana manastirinin son simyacisi bu! dediler.

- Nea? bu mu?! dedi. Gur sesi cadirin icini dolduruyordu. Iste o an bitkilerin etkisi tamamen kayboldu ve korkmaya basladim.

- Evet efendim. Casuslarimiz oyle bildirdiler. Hem yuzundeki dovmeye de bakilirsa suphesiz kana manastirindan geliyor bu simyaci.

- Iyi de bu bir kadin!! diye haykirdi koca cusse.. kendimi hic o anki kadar kadin hissetmemistim.

Adamlar, herhalde bu ayrintiyi goz ardi etmis olsalar gerek, bir an bocaladilar. Bunu bir hakaret olarak kabul etmekten ziyade bir firsat bilip aralarindan siyrildim. Ne de olsa komutanin "Birakin gitsin, zaten aradigimiz o olamaz" deme ihtimali vardi. Var gucumle cadirdan disari kosup, bir at bulup dort nala uzaklasmak icin onumdeki tek engel, cadirin kapisinda birden bire beliriveren iri yaratikti. Kendisine carpip 2-80 yere devrildikten sonra icin icin "Bu lanet imparatorlukteki herkez mi big-size yahu!" diye dusundum. Bu yeni peydah olan sahis pelerininden ve armasindan da belli oldugu gibi imparatorlugun simyacilarindan biriydi (o an kendisinin Thur-gor'un bas simyacisi Ghelenmelen oldugunu bilmiyordum sevgili gunluk). Her kendine guvenen karakter gibi sahneye girisini sarkastik bir espriyle gerceklestirdi:

- Ooo bakiyorum cadiriniz pek hareketli general Ktonuk! (bakislarini bana cevirerek sozune devam etti) ben bas simyaci Ghelenmelen. Sen de Guma'li Ryukka olmalisin. Kana'ya kabul edilen en genc simyaci..

(“Eheh ne guzel herkes birbirini taniyor, sakalli reisin adi da Kthonuk’mus falan… Hadi bana musaade, daha kasabayi tamir edecegiz” demek istedim butun benligimle sevgili gunluk. Ama basimin dertte oldugunu biliyordum. Bu yuzden saygiyi elden birakmamak gerekiyordu)

- Ismimi biliyor olmakla beni gururlandirdiniz sayin Ghelenmelen, aslinda ben…

- Imparator seni ozel olarak istetti, yoksa Nabou’nun diger sakinleri gibi geberip gidecektin, ismini ben dahi hatirlamayacaktim.. diye sozumu kesti. O sirada ses tonu ve hatta butun beden dili bana karsi hissetigi kiskancligi ele verdi. Acaba kiskandigi; imparatorun beni gormek istemesi mi, genc yasim mi yoksa kadin olusum muydu?

Ghelenmelen’in emri uzerine askerler beni saraya goturmek uzere toparladilar. Evet goturme sekilleri icin toparlamak cok uygun bir fiildi. Cadirdan ciktigimiz sirada Ktonuk’un “Aradiginizin o oldugunu sanmiyorum. Hakkaten de o degilse bana geri getirin sayin Ghelenmelen. Haremime katarim. Pek sirin birseymis.“ Dedigini duydum ve kaderimin bir "kirk katir mi? kirk satir mi? " bilmecesine benzemeye basladigini dusundum. Buyukcene bir atarabasina bindik. Yol boyunca bas simyacinin ukalaligini cekecektim. Fakat bu beni sarayda bekleyenlerin yaninda hicbirseydi gunluk..

Bir sure yolculuktan sonra ufukta Thur-gor sarayi belirdi. Bu sarayi hep peri masallarindaki kotu/karanlik satolar gibi hayal ederdim. Gercekten de oyle oldugunu gorunce medyumluk yetilerim uzerinde sorguladim kendimi. “Eger buradan sag kurtulursam, gordugum herkesin kahve falina bakicam serefsizim!” diye soz verdim icin icin. Bu sirada Ghelenmelen’in bana sordugu sorulara cevap veriyordum. Kendisiyle konusurken, dilimizde kendinden yasli insanlara hitap edilirken kullanilan fiil cekimini kullaniyordum gunluk. hani bir ihtimal gencligimi kiskaniyorsa iyice catlasin diye ipnetor.

Saraya girdigimizde, imparator’un huzuruna cikarilacagimi, diz cokturulup asagilanacagimi, daha sonra da bana ancak bizim manastirin hocalarinin bilebilecegi, mesela “kanat cirpisiyla bilmem nerede firtina yaratan kelebegin kanat rengi nedir?” gibi kil-tuy-yun bir soru sorulacagini ya da “bize altin yumurtlayip platin mican tavuk yap!” gibi bir emir verilecegini dusunuyordum. Fakat oyle olmadi. Sarayin kuzey kisminda bir odaya goturuldum. Dort duvar ve bir pencere disinda odada bir calisma masasi, bir sandaldye ve bir de yatak vardi.

Ghelenmelen tam da bunu soyleyecegini tahmin ettigim anda “Yeni evine hos geldin.” dedi alayci bir sekilde. Onu gormezden gelip olmayan esyalarimi nereye yerlestirecegime bakiyordum ki yasli simyaciya ait olamayacak yumusaklikta, guzel bir ses “demek Ryukka sensin.” dedi. Sesin geldigi yere dondugumde su ana kadar gormus oldugum en guzel bayan duruyordu karsimda. Son derece elegant bir giyimi vardi. Oyle ki uzerindeki elbisenin her detayina ayri bakakaliyordu insan. Saclarini nasil toplamis oldugunu hala anlayabilmis degilim (itiraf ediyorum ayni modeli sonra bircok kez denedim ve basarisiz oldu) acikti ama arada orgulu tutamlar da gozukuyordu. Belindeki kemerin uzerinde de iki kilic asiliydi, kiliflarinda olduklarindan onlara dikkat edemedim gunluk ama kiliflari da guzeldi. Cevresindeki muhafizlari veya Ghelenmelen morugunun diz cokmus olusunu gorup iskillenmem gerekirdi ama kalakalmistim dogrusu. Muhafizlardan biri dizlerime vurup “Egil sefil! Arianna hanimefendi imparatorun kiz kardesidir!” dedi. Bakislarimi Arianna hanfendiden cevirmeden oylece dizlerimin uzerine duserken pek aptal gorunmusumdur herhalde.

- Laboratuvarina geri donebilirsin Ghelenmelen. Burada isin bitti. (diyerek soze baslayan soylu bayan artik cigerimi yesindi. Sonra bakislarini bana cevirdi) Sen ise benimle gel. dedi.

Soz dinleyip kendisini takip etmekten baska sansim yoktu. Beni karanlik koridorlardan gecirip yer altina yonelen merdienlerden indirirken “Istediklerimizi yaparsan senin icin hersey yolunda gider. Sarayda zaten sana bir oda verdik, eger unvanini hak ediyorsan kisa surede buranin bas simyacisi bile olabilirsin. Fakat reddedersen direkt idam edilirsin. Agabeyim “hayir” cevabindan hic hoslanmaz.” diye soze basladi. Bir nevi yer alti laboratuvari ile zindan arasi bir yere geldik. Zindani andirmasinin nedeni bu mekana hucreler ve iclerinde mahkumlar bulunmasiydi. Bir ucunda ise kafesler icerisinde hayvanlar vardi.

- Senden istedigimiz sey prensip olarak cok kolay. Bu kobay hayvanlari ve insanlari kullanarak bize ustun askerler yapacaksin. Bir hayvanin gucune ve cevikligine sahip humanoidler..

- Yok canim daha neler! deyiverdim ister istemez..

Arianna bacinin bisey demesine gerek kalmadan muhafizlardan biri mizraginin sapiyla haddimi bildirdi.

- Ciddi konusalim, Kana manastirinin yasak tekniklerde uzman oldugunu ve bu teknikleri normal simyacilarin basaramadiklari seyleri yapacak ustalikta simyacilar yetistirigini biliyoruz. Fakat manastira saldiramayacagimiz ortada. Henuz manastirlarin dokunulmazligi gibi buyuk yasalari cigneyecek kadar guclu bir imparatorluk degiliz -gerci pek yakinda olacagiz- bu yuzden seni, manastirin disinda yasayan tek Kana’liyi bulmak zorunda kaldik. Daha once de soyledigim gibi, teklifimizi kabul edersen ne ala… yoksa…

Acikcasi bana secim sansi vermiyorlardi. Fakat bu zavalli insanlari ve hayvanlari karistirmak tam anlamiyla bir insanlik sucuydu. Kim bu kadar cani olabilirdi ki. Belli ki boyle birseyi yapamazdim.

- Ghelenmelen bey de iyi bir simyaciya benziyor hani.. o yapamadi mi mesela ? diyerek lafi uzatmaya calistim.

- Denedi ama basarisiz oldu. dedi Arianna denen cani kadin ve bana kafeslerden birini gosterdi.

Kurt ve insan karisimi igrenc bir hilkat garibesi vardi kafeste. O kadar deforme o kadar kotu bir haldeydi ki birak yurumeyi, yerinden bile kalkamazdi herhalde.

- Ananiskkheeaaa!!! diye haykirarak geri cekildim. Disari cikmak uzere kapiya yoneldim ama cikamadan koseye bir yere kustum. Kendimi toparlamaya calisiyordum ki Arianna cadisi omzuma elini koydu ve "herhalde sen bundan daha iyisini yapabilirsin? " dedi. Yuzum duvara donuk, ellerim duvara dayanmis, nefes nefese bir halde "Evet, bu aksam size gerekli malzemelerin bir listesini yazicam. Oncelikle bu yaratik uzerinde calismaya baslamak istiyorum. Teknik mukemmellesince digerlerine baslarim. Boylece kobay ziyan etmem. " dedim. Imparator’un kardesi cevabimdan memnun olmustu. Gulumseyerek "istedigin herseyi saglayacagiz, merak etme. Yeter ki sonuc iyi olsun" dedi. Istedigi kadar mavi gozleri zindanin mum isiginda parlasindi, artik gozume hic de guzel gelmiyordu kaltak!

Evet sevgili gunce, planimi yapmistim. Bu saraydan kacmanin bir yolunu bulana kadar Ghelenmelen’in yarattigi zavalli hibridi iyilestirmeye calisarak onlari oyalayacaktim. Aklima daha iyi bir plan getirecek halde degildim.

Insan transmutasyonu, 3.dereceden bir karbona SN2 reaksiyonu yaptirmaya calismak gibi birseydi. Yani su ana kadar kimse basarmis degildi. Bana simya sanatini ogreten hocalarim transmutasyon konusunda uzmandilar evet. Ama insan onlar icin kutsaldi ve onunla oynamak Tanri’ya mahsustu. Ben de onlarla hemfikirdim.

Arianna $irfintisi ve muhafizlar laboratuvari terk ettikten sonra orada bir sure kaldim ve kafesteki hilkat garibesini incelemeye basladim. Acaba ne yapabilirdim? Aslinda belki de kendisine yapilabilinecek en iyi sey onu oldurmekti ama boyle bir sansim yoktu tabi. Kurt penceleriyle kendigini bayaa bir tirmalamisti. Bu yaralara pansuman yaparak baslayabilirdim ise. Hem boylece yaratigin anatomisini de yakindan taniyabilirdim. "Hay allaam diger simyacilardan tenekeyi altin yapmalarini falan istiyorlar, benim dustugum hale bak! Iyice civisi cikti bu dunyanin! " diye dusundum.

Gerizekali Ghelenmelen (aa cok yakisti bu tamlama!) sanki oyun hamuruyla oynar gibi bir hokus pokus yapmaya calismisti. Halbuki kurt ve insan arasindaki uyumlu noktalari bulup, bu dokularin birbirini reddetmemesi icin gerekli reaksiyonlar dusunulmeliydi. Nasil birlestirilecek, hangi katalizor kullanilacak, dokular nasil alterne edilecek vs vs. Yaratik uzerinde butun bunlari calismaya, islemin nerelerinde hata yapilmis olugunu saptamaya basladim. Dolayisiyla bu aslinda islemin nasil yapilmasi gerektigi hakkinda da bir fikir veriyordu bana. Gittikce icimde diger kobaylari deneme istegi dogdu. "Yapilamaz" denilen seyi yapan dahi olabilirdim belki. Tam fenci ruhumun merakini kamcilayan bir meydan okumaydi bu. Ama laboratuvarda, kafeslerin arkasinda olmeyi bekleyen masum insanlarin yuzleri beni hemen kendime getirdi. Ilk gunlerde, kendilerinin "kurt-adam" adini taktiklari zavalli yaratikla ilgilendigimi goren bir tanesi "Siz doktor musunuz? " diye sordu. Belli ki kurt-adam dediklerinin idama goturuldugunu sandiklarindan biri oldugunu bilmiyorlardi. Ne de olsa Ghelenmelen’in operasyonlari gerceklestirdigi yer farkli bir odaydi.

Kacis planimi da sistematik bir sekilde olusturuyordum. Sarayin buyuk bir bolumunu gezmistim (bahanem de hazirdi, "yuruyerek dusunuyorum"). Her sarayda oldugu gibi kisayollar mevcuttu. Fakat muhafiz yuzdesi inanilmazdi tabii. Bu gezintilerim sirasinda imparator’u da uzaktan gormus oldum. Kizkardesiyle hemen hemen ayni yaslarda gozukuyordu ve bir o kadar da "guzel"di (yani belki de yakisikli demeliyim). Belinde kardesinin kiliclarinin aynisindan vardi. Herhalde bir aile sembolu falan olmaliydi bu kiliclar. Iki kardesin iyi gecinip gecinmedigini kimse bilmiyordu cunku su ana kadar hickimse onlari bir arada gormemisti.

Birkac gun icerisinde kurt adam (ki kendisine Curtis ismini koymustum) yuruyebilmeye basladi. Gerizekali bas simyaci on patileri ayaklara, arka patileri ise kollara denk getirmisti. Duzeltince yaratik once ayaga kalkabildi, sonra da yuruyebildi. Fakat agzinin dogru yere takilmis olmasina ragmen (ki bunu da yanlis yapsaydi oha’ydi artik) soz konusu agiz kurt agzi oldugu icin konusmasi mumkun degildi. Bana ilk gunlerde korku ve nefret, sonralari ise minettarlik dolu bakislarindan bu yaratigin duygulari oldugunu anlamistim. Sanirim bana en cok aci veren de bu olmustu sevgili gunluk. Zeka seviyesini olcmek icin bir iki oyun denedim. Hatta benim yaptigim hareketleri tekrar ederken pek eglendi. Sonuc olarak bir kurttan daha zeki mi bilemem ama kapasitesi bir insana gore dusuktu. Herhalde beyni hayvan refleksleri, duyu yetileri gibi ozelliklere yer vermek icin kuculmustu. Ghelenmelen, bir askerin akilli degil itaatkar olmasi gerekliligi uzerinde durmustu anlasilan. Curtis’in durumunun diger insan kobaylari etkilememesi icin onlar, laboratuvarin disinda bir hucreye nakledilmislerdi.

Arianna, calismalarimdaki ilerlemeden haberdar olur olmaz laboratuvara damladi. Tesrif ettigi sirada Ep-502 adli bir maddeyle ugrasmaktaydim ve kendisini fark etmedim. Kurt-adam’in uzuvlarindaki buyumeyi olcmek icin kullanacagim bu renksiz sivi dokulara bir kez geldi mi yikansa bile cikmadigi ve Ep camiyla bakiliginda parladigi icin heryerim kapali, elim eldivenli, kisacasi komik bir haldeydim. Hatta tek gozumde Ep cami vardi. Arianna « duyduguma gore calismalar iyi gidiyor ? » deyince irkilmekten ote yerimden sicradim ve Arianna hanimefendinin boynuna ve omzuna de az bir miktar sivi sicratmis bulundum. Ben yine muhafizlardan birinden dayak yemek uzereyken, Arianna engel oldu, onemli olmadigini soyledi. Anlasilan uzerine dokulenin ne oldugunu bilmiyordu. Bana basarimin sirrini sordu. « Biz manastirda simya egitiminden ziyade biyoloji ve tip da ogreniriz. Boylece transmutasyon konusunda herhangi bir simyacidan daha basariliyiz » gibi birseyler soyledim. Takdir etti. Sanki koskoca Kana manastiri kendisinin takdirine kalmis gibi. Bu sirada nerden geldigini anlayamadigim Ghelenmelen belirdi ve « Herhangi bir simyaci olarak beni mi kastediyorsun ? » diye cikisti, cevap vermedim. Pek sinirlenmisti anlasilan. Belli ki Ghelenmelen, benim yuzumden bas simyacilik rutbesinin tehlikede oldugunu dusunuyordu. O an zihnimde bir simsek cakti. Ghelenmelen, kendisine calismalarimin sonuclari ve formulleri vermem karsiliginda buradan kacmama yardimci olmayi kabul ederdi belki. Boylece hem o bas simyaciligini kurtarirdi, hem de ben pacayi kurtarirdim. Ama bu adama guvenemiyordum. Beni tuzaga dusurebilirdi. Aslinda onun da bana guvenmemesi gerekirdi cunku kendisine yanlis formul verirdim (ben kactiktan sonra geride kalan bunca insanin mutant olmasina goz yumamazdim). Yine de denemeye deger bir fikirdi bu.

Formul kullanmayan, kullansam da akimda tutan bir insan olarak calismalarima dair birkac musfetteden baska hicbir belgem yoktu. O yuzden aksam ustu, isim bittikten sonra oturup yalan yanlis (ama gercekci) formuller ve metodlar yazdim. Laboratuvari terk etmeden once herseyi tamam mi diye Curtis’e baktim. Tam geri cekilecekken parmakliklarin arasindan uzanip elimi yakaladi. Bir an korktum fakat sonra fark ettim ki gitmemi istemedigi icin tutmustu elimi. Bir cocukla konusur gibi «Gitmem lazim. » Dedim. Elimi yavasca birakti. O an kacarsam onu da yanimda goturmeye karar verdim.

Elimde formullerle Ghelenmelen’in odasinin yolunu tuttum. Kapida muhafizlar beni durdurdular. Bir an icerledim, benim kapimda muhafiz yoktu mesela, niye yoktu? Gelenin ben oldugunu ogrenen bas simyaci beni iceri aldi.

- Ne var velet? Birsey mi sormaya geldin? dedi kucumseyerek (bu kucumsemenin bir nedeninin de Ep camini gozumde unutmus olam oldugunu sonra fark edecektim).

- Bilakis bas simyaci bey, bir teklifim var. (dedim ve formulleri masasina koydum.) transmutasyonun nasil yapilacagini cozdum. Sizin yaptiginiz mutant da artik hareket edebilmenin yani sira basit komutlari algilayabiliyor ve yerine getiriyor ayrica istenildigi gibi guclu ve cevik ozelliklere sahip. Herhalde imparator veya kardesi bunun uzerine beni bas simyaci yapacaktir.

- Eee? Bana hava atmaya mi geldin yani?

- Hayir. Demin de soyledigim gibi bir teklifim var. Ben bas simyaci olmak istemiyorum cunku ben ne bu sarayda ne de bu ulkede kalmak istemiyorum. Bu formulleri size vereyim, varsin siz olun bas simyaci. Fakat buradan kacmama yardimci olun.

Dusunmesi gerektigini soyledi ve formullerimi alip odasini terk ettim. Kendisi hakkinda tahminlerim dogru olsa gerekti ki boyle bir tepki vermisti.

Odama gitmek uzere bahceye ciktim ve sansima imparator o an bahceyi dolasmaktaydi. Dolayisiyla bir mizrak sapi darbesiyle, selam vermek uzere yere yikildim. Butun muhafizlar birbirine benzediginden beni samar oglanina ceviren hep ayni adammis gibi sinirleniyordum. Imparator onumden gecerken beni son derece sasirtan, hatta dumura ugratan birsey fark ettim. Imparator’un boynunda Ep-502 lekesi vardi! Ep cami hala gozumde oldugu icin gorebiliyordum. Elbisesi omzunu kapattigi icin emin olamadim ama kardesininkiyle ayni yerdeydi leke! Nasil olabilirdi ki bu? Imparator laboratuvara gelmemisti hic. Sarayda Ep-502 bulunduran da bir ben vardim. Insandan insana temasla da bulasmaz bu… "Hay allah! " idi sevgili gunluk, "hay allah"…

Bas simyaci bir gun suresince dusundukten sonra teklifimi kabul ettigini soyledi ve bana geceleyin, laboratuvar’in ormana acilan arka kapisindan kacabilecegimi, kendisinin muhafizlari kafalayacagini soyledi. Ona guvenmekten baska bir sansim yoktu. Ben de ona formulleri laboratuvarda calisma masasinin cekmecesinde birakacagimi soyledim.

Ertesi gun formulleri soyledigim yere koydum. Ne olur ne olmaz diye birkac malzeme hazirladim ve geceye kadar laboratuvarda kaldim. Curtis’e de planimizi anlattim ama ne kadarini anladigini bilmiyordum. Soylenilen vakit geldiginde, kafesini actim ve benimle gelmesini soyledim. Iyi ki soz dinleyen bir bunyeydi kendisi. Fakat arka kapidan ozgurluge kosmaya hazirlanirken birseylerin ters gittigini fark ettim. Ghelenmelen’in soz verdigi uzere muhafiz olmamasi gerekiyordu. Ama koridora girer girmez beni bekleyen 6 tane muhafizla karsilasmistim. Ben onlara « sehirler arasi otoyol » edasiyla bakarken onlar da beni yakalamak uzere davrandilar. Bu ulkenin askerlerinin ne kadar hizli davrandigini artik kavramis oldugumdan tam gaz geri kosmaya basladim fakat arkamda 6 baska muhafizla Ghelenmelen belirdi. Kendisi beni tuzaga dusurmus olmanin zevkini doya doya yasasin diye arkamdaki askerler de durdular.

- Eheheh ! bakiyorum hayvanlar gibi kapana kisildiniz ? dedi yasli sarcasm ustasi.

- Anlasmamizda bu yoktu ! sen ne yapmaya calisiyorsun ? ben ortadan kaybolmazsam bas simyaci unvanini nasil koruyacaksin ?

- Elimdeki formullerle calismalarini devralmakla kalmayip basarisiz ve kacmaya calisan seni yakalatmis olarak imparator’un daha da gozune girecegim ! ne de olsa burada calistigin zaman boyunca ona ise yarar bir ikinci mutant ile yaratamadin.

Kendisine anlatilan bilmeceyi yeni anliyan bir insan edasiyla « sen… sen aslinda cok kotu bir adamsin yani. Di mi ? » dedim. Haince gulmeye devam etti. Ben de gunah benden gitti diye dusunerek mutant arkadasa saldir emri verdim "atil kurt! ". Ne de olsa baska cagremiz yoktu. Yari insan yari kurt bu varlik bir insandan daha hizli saldiriyor ve bir kurttan daha fena parcaliyordu. Bir cirpida 10 muhafizi aliverdi. Kalan iki asker ve arkalarina saklanmis Ghelenmelen’deyken sira, kacis yonumuzden daha baska muhafizlar gelmeye basladi. Anlasilan gurultuyu duymuslardi. Kacmak daha iyi bir fikir olacakti. Karanlik koridorlarda kosarak ilerlemeye basladik, hucrelerin yanindan gecmeye basladigimizda bir an „umarim zindanin iclerine dogru kacmiyoruzdur“ diye dusundum, adamlar zaten bizi zindana almak icin kovaliyorlar. Curtis’e kilitleri kirmasini soyledim. Biraz durakladi. Sonra yanina gelip kilidin ne oldugunu gosterdim ve kacmaya devam ettik. Kaybettigimiz vakti serbest kalan mahkumlarin yarattigi kargasayla toparladik ve anlamadigim bir takim gecitlerden gecip guzel ve genis bir odaya gelik. Curtis kiracak kilit arandigi icin kendisine artik kilit kirmasi gerekmedigini soyledim. Birdenbire bayan cigliklariyla ikimiz de yerimizden sicradik. O sirada cevreyi incelemek aklima geldi ve yatak-dosek-divan vs’den olusan dekorun etrafinda acik kiyafetler giymis bir suru kadin gordum. Burasi imparator’un haremiydi ve anlasilan Curtis’i sevmemislerdi. Arkadasimin elini tutup, kadinlara „Sakin olun! Sessiz olun! Sadece gecip gidecegiz!“ dedim. Kimileri sustu ama kimileri de histerik bir sekilde bagirmaya devam etti. Bagirmayan bir tanesinin yanina gidip buradan en az muhafizla karsilasarak disari nasil cikabilecegimi sordum. Titreyen elleriyle bir yon gosterdi ve o tarafa yoneldik. Gitmeden once ortalikta duran agda kutusunu aldim, belki lazim olurdu. Bir yandan da nicin zindanlardan hareme cikan bir gecit olabilecegini dusunuyordum. Belki de zindanlardan biri kamufle edilmis bir selamlikti… Gosterilen yonde bir sure ilerledikten sonra, onumuze kulbu olmayan bir kapi cikti. Belli ki bir mekanizmayla acilip kapaniyordu. Acaba neydi? Kapinin menteselerini aramaya, yerdeki izlerden nereye dogru aciliyor oldugunu anlamaya calistim. Derken kapi acilmaya basladi. Curtis’i yanima cekip susmasini isaret ettim. Kapinin yanina saklandik (simdi dusunuyorum da eger kapi uzaktan kumandali olsaydi ve kapiyi acan kisi de bizim bulundugumuz taraftan gelseydi cok salak bir halimiz olurdu sevgili gunluk). Kapinin ardindan imparator beyler cikti, yanlarinda iki muhafiz ile. Muhafizlarin azligindan hareme gitmekte oldugu belli oluyordu. Usta bir sessizlikle kapi kapanmadan diger tarafa sizdik. Imparatorun yatak odasi olmaliydi bu. Cikisa dogru ilerleyecektik ki kapi tekrar harekede gecti. Biz de en yakin mobilyanin arkasina saklandik.

Gorunuse gore ben kapinin mekanimasini cozmeye calisirken ve haremde pek oyalanmistik, muhafizlar neredeyse bize yetismislerdi. Imparator da uyarilmis olsa gerekti ki, hisimla odasina geri donuyordu. Yanindaki iki muhafiza „derhal o ikisini yakalayin!“ dedi ve onlari yolladi. Ben ve kocaman bir yaratikla ayni odada yalniz kaldigini bilmiyordu. Sinsi sinsi gulumsedim.

Imparator ise boy aynasina dogru ilerledi. O sirada aynadaki goruntusunun Arianna oldugunu gorunce nasil dumur oldum inanamazsin segili gunluk! Iki elini aynanin uzerine koydu ve bedenini boydan boya gecen bir isikla resmen (sozde) kiz kardesine donustu. Saskinligima hakim olamayip “oo-haaa!!” dedim. Tabiki beni duydu ve dehsetle arkasini dondu. Bu sirada da kiliclarindan birini cekmisti. Biz de saklandigimiz yerden ciktik. Kurt adam’a atilma emri verdim ama Arianna keva$esi benden hizli davranip boynundaki dudugu otturdu. Ben hicbir ses duyamadim Curtis kulaklarini kapatip aciyla dizlerinin uzerine coktu. Yuksek frekans! “Kahretsin”di sevgili gunluk..

Kendisine karsi kolay bir rakip oldugum icin Arianna, muhafiz cagirmaya yeltenmedi. Sadistce gulumseyip “hahaha! simdi ne yapacaksin?” dedi. Ben de tam bunu dusunuyordum “ne yapacaktim?” . Manastirda bize savunma sanatlarini ogretmislerdi ama ben bu derslerin hepsinden kalmistim. “Elini kolunu koordine etmeyi beceremeyen birine jet-fu te do ogretmeye calisiyorum! Ah yuce kamiler! Benim sucum neydi?!“ diye dovunen senseim geldi aklima. Hem ne kadar kotu yapsam da jet-fu te do bir savunma sanatiydi. Yani Arianna bana saldirmadan hicbirsey yapamazdim.

- Valla yapacak birsey yok sayin imparatorice hanfendi. Ben sizi burda bekliyorum zaten sizin gibi elini kolunu koordine edemeyen biri, iki kilicla bir sure sonra biryerlerini kesecektir. O zaman da kiliclardan birini ben alirim. Hem sizi doverim hem de buradan kacinda kilici satarim. Bir yemek parami oder herhalde…

dedim. Tek umudum kendisini kizdirmakti cunku. Ise yaramisa da benziyordu.”Sen nasil olur da bana hakaret etmeye curet edersin?!” diyerek saldirdi. Ilk darbeden sadece kacabildim. “sen nasil aile yadigari kiliclarimiza bes para etmez dersin?!” diye ikinci kez saldiriginda ise egilip, yer hizasindan bir celme takmaya yeltendim ama sadece kenara cekilebilmis oldum. Arianna ise bunu firsat bilip kilicinin kabzasiyla ceneme bir darbe vurdu ve tam anlamiyla uctum.

Zaten o celmeyi takma olasiligim yoktu, hayatimda o hareketi hic basaramamistim. Simdi de olsa yapamam. Ama istatistik olarak o kabza darbesiyle, mobilya acisindan son derece kalabalik olan o odada duse duse aynanin uzerine dusme ihtimalim yuzde kactir hic hesaplamadim sevgili gunluk (cuku sigma kare verilmemisti).

Aynayla birlikte yere yikildik. O kirildi ben ise cizildim. Aynanin kirilmasiyla Arianna’nin ciglik atmasi bir oldu. “Agabeyimi oldurdun!!” diye haykirarak, kontrolunu kaybetmis birsekilde bana saldirdi. Ben ise kontrolumu kaybetmemis olmam sayeside cebimden toz iyodur brom cikarmaya vakit buldum ve tarihin en eski hilesini yaparak tozu gozlerine firlattim. Elleriyle gozlerini kapatarak, aci ile kenara cekildi. O sirada dudugu kapabildim. “Atil Curtis!” dedim. Curtis imparatoriceyi bir guzel parcalarken ben de buradan nasil cikacagimizi dusunuyordum.

Belli ki bizi hala zindanlarda ariyorlardi. Imparator’un tehlikede oldugunu bilseler hepsi buraya ususurlerdi. Aklima bir fikir gelmisti. Once bu odadan saraya acilan gizli bir kapi buldum. Sonra da ise koyuldum. Laboratuvarda aldigim malzemeler teker teker ise yariyordu. Formaldehit ve amonyak karistirip (sakin amonyagi nereden buldugumu sorma gunce) hexamin elde ettim. Sonra bunu nitrik asitle karistirinca, halk arasinda cyclotrimethylene trinitamine dedigimiz muhtesem patlayici ortaya cikti. Sonra odadaki gaz lambasindan biraz gaz yagi vs ile hersey hazirdi.. biraz sicaklik ve biraz da basincla patlayacak ve butun odayi havaya ucuracak bu malzemenin detonasyonu icin de klasik « mum ipi eritir, o bunu, bu sunu dusurur » tarzi bir mekanizma kurdum.

Gizli gecitten saraya dogru hizlica ilerledik. Bahcenin oraya kadar fark edilmeden gelmeyi basarabildik ama zor oldu. Herkes bizi ariyordu. Curtis de pek kucuk bir yaratik sayilmazdi. Vakit gectikce yaptigim patlayicinin neden patlamadigini merak ediyor ve endiseleniyordum. Tam paniklemeye basladigim anda kulaklari sagir eden bir patlama sesi duyuldu. Muhafiz falan ne varsa patlamanin geldigi yone yani imparatorun odasina kostular. Imparator’un odasinda oldugunu biliyorlardi cunku. Kargasadan yararlanip biz de disari tuyduk. Ben bir at kaptim Curtis ise yanimda kostu…

Dere tepe duz gittik, ozgurluge dogru sevgili gunluk…

imparator « victor the magnificent »in kaybolusundan ve kizkardesinin olumunden sonra Thur-gor imparatorlugu taht kavgalarina suruklendi. Bizler de biraz rahat etmis olduk. Ben ise Curtis ile manastira geri dondum. Hocalarim onun benim marifetim oldugunu dusunerek bana once bir posta dayak attilar. Ama gercegi ogrenince takdir ettiler. Hatta manastirda kalip transmutasyon bilgilerimi ogrencilere aktarmami istediler. Iste o gun bu gundur manastirda hoca olamaya layik olabilmek icin jet-fu te do’dan gecmeye calisiyorum. Curtis ise mutlu mesut yasiyor garibim…

Hiç yorum yok: