14 Mart 2007 Çarşamba

Ateşböcekleri'min Efsanesi

Aynı adada, kıyıda bekliyordu sevgilisini deniz kızı, heyecanla. Ama yoktu işte! Neden gelmemişti hala? Neden geç kalmıştı balıkçı? Yoksa başına bir hal mi gelmişti? Daha önce hiç geç kalmamıştı çünkü.
Her akşam güneşi birlikte batırırlardı o adada. Güneşin kıpkırmızı yaptığı gökyüzünü aşkla seyrederdi iki sevgili. Ardından gelen karanlık, onları rahatsız etmezdi hiç. Ay'ı izlerlerdi.
Hem yakamoz, gün batımı hepsi bahane değil miydi?
Önemli olan yan yana olmak, birlikte vakit geçirmek değil miydi? Hem ateşböcekleri vardı gecelerini aydınlatan...
Deniz kızı her geçen dakika daha da meraklanıyordu. Üstelik hala ufukta gözükmüyordu balıkçı... Saatlerce bekledi deniz kızı. Ve işte güneş de battı..
Ay? Ay çıkmıştı, ama hala yoktu balıkçı.. Ağlamaya başladı deniz kızı. Gözyaşları hırçın dalgaların arasında kayboluyordu ama umudu hala vardı deniz kızının. Ne olursa olsun gelecekti balıkçı!
Adanın çevresinde dolandı deniz kızı günlerce... Kaç güneş batırdı tek başına. Gökyüzünde uçuşan ateş böcekleriydi şahit aşkına, sadakatine, umutla bekleyişine...

Bir gün, adanın arka kıyılarında bir karaltı gördü. Aklına gelen ürkütmüştü deniz kızını! Merakla ve umutla yaklaştı, giderek "balıkçı" olan karaltıya.

Evet, işte oradaydı ona bakıyordu sevgilisi! Gelmişti adaya... Ama kıpırdamıyordu hiç, sevinmemiş miydi?
Bağırdı, çağırdı, ağladı deniz kızı. Öfkeyle kabullenemeyişle tüm o hırsıyla dalıp dalıp çıkıyordu denizde. Hırçın dalgalardan daha da hırçındı şimdi. Balıklar bile üzülmüştü deniz kızının haline...



Ya ateş böcekleri?
Onlar da üzüldüler böylesine imkansızlıklar barındırmasına rağmen devam eden aşkın gözleri önünde yitip gidişine... Ve bundan sonra adayı terkedip şehre uçuştular..
Şehirde ise, sadece gözlerinde deniz kızının büyük aşkını gördükleri insanlara göründüler. Sadece balıkçının sadakatini taşıyanlara parıldadılar.


O yüzden ya zordur bu şehirde ateş böceği görmek...

Sahi siz hiç gördünüz mü?

Hiç yorum yok: