8 Mart 2007 Perşembe

I

Kendi dünyamda anlamlandırma çabalarımla yalnız kaldığımda olası üç yol çıktı karşıma, üç hayat da diyebilirim pekala: ya varoluşçu takılacaktım, ya 'entel' sorgulayacaktım ya da vazgeçip sosyal hayatın akışına bırakacaktım kendimi. Bu üç yol her biri farklı anlam haritaları şekillendiren, farklı saç stilleri, farklı giyim tarzları, farklı konuşma ve yazma biçimleri oluşturan üç 'varolma' biçimi.

Son yol pek çoğumuzun telef olduğu, ruhunu Mephisto'ya sattığı yol. Çok makul. Çok ışıltılı. Spor araba erkeklik ruhunu yüceltir. Param yok ki alayım...

Varoluşçu takılmak tam genç işi (haa, tabii ki varoluşçuluğun nihilist sonuçlanımı bağlamında); gençlik psikolojisi bunu destekliyor, alevlendiriyor, zengin düşünsel fıkır fıkırlıkları ve belirsiz duygusal altyapılarıyla uygun zemini hazırlıyor. Biraz sorgulayan, üç beş okuyan, ama hakkını vermeli, hakikaten düşünen genç, iki dünya savaşı arasının edebiyatında kendini buluyor; Camus'yla, Yeraltından Notlar'la, Kafka'yla ihya oluyor. Nietzsche okuyor, Sartre uğraşıyor. Şanslıysa Heidegger de (tüzelinde torunları diyelim) payını alıyor teliften.

Gerçek dünyanın eksiksiz anlatımı, gerçekliğin ta kendisi, olanca çirkinliğiyle ve 'herşeye rağmen' anlatılan hayat, 'realizm'. Sıkı bir 'karşı durma' tavrı, biraz, hani kaybeden değil ama, tutunamayan olma. Çözümleyici metodu görmezden gelip eldeki verilerle yetinme. Ex nihilo nihil fit. Bu bir kişilik oluşturur (ki bu düşünen adam için hayli zor). Çözümlemeyi ve onun gerektirdiği tahlili yadsıyan (bundan kaçınan) tutumuyla ikinci yoldan ayrılır. Aslında günümüz gençliğine hayli uygun, çünkü zaten kaybetmeye mahkum bir metodolojinin yansımalarının aksettiği bir toplumda ve bu nitelikte ilişkiler içerisinde bulunan insan kendini 'gösteren', kimlikli, po-mo 'var olan' olarak tanımlamak için buna ihtiyaç duyuyor. Peki ama neden olmasın? Umutsuzluk? Ve fekat şunu farkediyor insan zamanla: bu düşün boy gösterdiği ve etki alanını entelektüel çevreye aksettirdiği dönemde umutsuzluk insanın varoluşsal boşluğunda, onun niteliğinde, nihai amacındaydı. Ve bombalar patladı, ve insanlar yakıldı. İnsan eti meşe alevinde tüterken insanlığını sorguladı insan. Ve en zengin emperyaller güçlerini savaş sanayiine aktardı, ölmeyenler aç kaldı. 'Varoluş' sancıları bu zeminde boy gösterdi.

Halbuki modern sonrası durumun zemini tümüyle farklı. Paradigmalarının insanı yozlaştıran anlayışı artık çabalamamayı, çözümlememeyi kaldırmıyor. Kaldı ki bu metodolojnin bünyemize ne derece uyduğu gibi halihazırda konuşulan ciddi bir problem varken... Zaman değişti ve erimimiz arttı, eski moda bizim topraklarda hala tutuyor ancak koşullar düşünmemeyi kabul edemez durumda. Belki şunu farketmeli: Ben kendi 'tutunamayan'lığımı sunarken giydiğim ayakkabı bu dünyanın yeni gerçeği.

Kaldı bir yol: entel(!) sorgulama...

Hiç yorum yok: