10 Mart 2007 Cumartesi

Ondan Nefret Ediyordum..


Ondan nefret ediyordum. Kaç ay olmuştu karşılaşmamıştık hiç okulda. Bu görüşemediğimiz süre zarfında ben yeni bir ilişkiye başlamış, yürütememiş, bitirmiştim. Nedeni (-hala) ‘ondan geriye kalan ben’dim. Güvenemiyor, korkuyordum herkesten. Yeniden kırılacağım, yeniden üzüleceğim diye ödüm kopuyordu. Onu gördüğüm ilk fırsatta yüzüne haykıracaktım “Mutlu musun gerçekten? Ben hiç değilim, hiç olamadım!” diyecektim. Bağıracak çağıracak tüm öfkemi yüzüne haykıracaktım bu sefer. O belki üzülecek, pişmanlıkla sarılacaktı bana, belki de eski günlerdeki gibi gözleri parlayacak bağıracak çağıracaktı. Kavgalar edip, birbirimizin yüzüne dahi bakmayacaktık belki bundan sonra. Ama hiçbiri olmadı...

Geçtiğimiz hafta onu gördüm. Ne kadar kilo almış, zamanında hayran olduğum o bakışları nasıl da anlamsızlaşmış... Birşeyler boşalmıştı sanki suretinden. Konuştuk bir hayli. Artık hayatında herşeyin yolunda gittiğinden, çok mutlu olduğundan bahsetti. Sevgilisini ne kadar sevdiğini, şaşırtıcı derecede nasıl uyumlu olduklarını falan filan.. Sevindim senin adına negzel dedim, sık sık . Çünkü ‘O’ hayatında sürekli sorun arayan, problem yaratan ergen çocuklar gibiydi benim zamanımda... “Benim zamanımda”=) komik geliyor kulağa..

Yeni aldığı kedisinden, annesinin bacağını incitmesinden, ablasının yeni işinden, kendisinin çalıştığı şirketten, takım elbiselerinden, hala geçemediği calculus2den ve daha bir sürü konudan bahsetti durdu. Dinleyemedim çoğunu, uzun süre dinleyemem ben kimseyi zaten. Şöyle bir durdurdum zamanı, karşımdaki yabancıya baktım.. Sahi o muydu beni bunca üzen, yıpratan, azaltan? Günlerce ağladığım, adeta kendimi paraladığım?

Evet geçmişte bir adam vardı hatırlıyorum. Çok sevmiştim. Önce ayaklarımı yerden kesmiş bulutlara yükseltmiş, ardından dehşet verici bir hızla yerin dibine sokmuştu, hatırlıyorum. Ama gel gör ki, ikisini de yapan şu karşımdaki adam değildi. Benim nefret ettiğim yüz de bu değildi...

Seneye nişanlanacağını söyledi. Ve ben, güldüm. İnanabiliyor musun? Güldüm, negzel sevindim dedim. 2 sene önce olsaydı muhtemelen o konuşmanın ardından kendimi tuvalete kitler, sindirene kadar ağlardım. Ve günlerce evden çıkmaz, kimseyle görüşmek istemez, yabani günlerime geri dönerdim..
Hiçbiri olmadı, sadece güldüm.

Sonra sonra, kendini anlatmaya doyunca sen nasılsın, neler yapıyorsun, mutlu musun dedi. Durdum..
Gözlerine baktım, mutluyum dedim. Gerçekten mutluyum.

Evet, 'O'nu gördüm. Durdum, dinledim, konuştum... Aslında tam olarak konuştuğum ‘O’ değildi. Başka birisiydi sanki. Geçmişimdeki sıfatına dair en ufak bir iz taşımıyordu ne bakışlarında ne sözlerinde ne ruhunda.. Artık hakkında ne iyi ne kötü hiçbir şey düşünmediğim herhangi biriydi. Geçmişte bir şekilde tanıdığım sadece.

Şimdi bu anlamsız bakan gözler miydi 2senemi benden alan. O kadar yıpratan..

Beni aldattığı kızla evleneceğini yüzüme söylemiş ve gitmişti. Fakat “gitmek” kelimesinin içerisinde barındırdığı “geride kalan” yoktu bu hikayede. Çok çok farklıydık artık.

Ben nasıl o kadar sevmiş, ve neden sevmişim bu yabancıyı dedim kendime. Cevabını hatırlayamadım..

Tüm bunları neden anlattım? Şimdi öyle acıyorum ki onun yokluğunu sindiremediğim,kendimi paraladığım o 2 seneme.. Tam anlamıyla heba ettiğim o 2 seneme şimdi öylesine acıyorum ki..

Tüm yaşattıkalrı için benden özür dilese şimdi, bir anlamı olur muydu ki?

Bilemedim....

Hiç yorum yok: