5 Mart 2007 Pazartesi

pseudo-insanlık

meraba ile merhaba demenin arasındaki çizgiyi bulmaktan kendimi tükettim desem yeridir.
Meraba desen çok lakayıt, merhaba desen çok ciddi; slms desen 2001 yılında #zurna kanalında yasaklanmış gerçekten cıvıklığın önde gideni bir itham. İşin ilginci, benim işim gücüm mü yoktu ki bir takım insanlarla sosyalleşme, diyalog kurma çabalarına girdim? vardı tabi ki, rodiyi kaybettiğimden beri evde artan ekseriyetli misafir ziyaretleri sırasında kullanılan klozetin yatay kuvvetlerden ötürü kırılan demiri lehimlemek, "abi o gerçek mi?" diye dolanan insanlara şekerli bir şeyler vermek, quantum mekaniğini anlatırken elimi izah işareti şekline getirmek gibi ve türevi bir sürü işim vardı tabii ki.

Ne önemi var? bırak gitsin diye diye bir süreyi geçirdikten sonra insan kendini gözlemleyebilecek somut referans noktaları arıyor aslında, "ben nerelerdeyim?", "nasıl bir bakış açısı ile yaklaşıyorum" gibi soruların cevaplarını bulmak için.

ortak paydada buluştuğum bir kaç insanla bu konuyu tartıştım, bir çoğu bela okudu, bir çoğu telegol'ü izlemek üzere televizyonlarının başına geçti, geriye kalanlar ise "grşrz byess :D:D:D" diyerek belirtilen düzlemi terketti.

insanların bir çok davranışına anlam verebilirken, bilim ile alakadar konulara kafa yorup bir nebze "hmm" çekebilirken; bir anda 180 derecelik dönüşleri bir süreden sonra gerçekten çekilmez oluyor. Peki bu 180 dereceleri herkes mi yapıyor, yoksa görecelik teoremine göre ben sürekli dönüyor ve etrafımı da değişiyor mu görüyorum?
Yoksa benim de incelediğim kişilerin de dönüp; Ancak benim ters yönde bir dönüş gerçekleştirdiğimi düşünerek momentum sayesinde biraz daha yavaş, sakin ve objektif yargılara vardığım sonucu mu mantıklı, bilemiyorum. Tabi ki burada ben derken, bu şekilde hisseden bir kesime sembolden bahsediyorum.

yani sonuçta benim anlamadığım şey, istediklerimi yaparken ve hatta yaptırabilecek envantere sahipken neden iletişim? neden gruplaşma? Neden karşılıklı ilişkiler? neden ikiyüzlülük? Hatta neden nefes almak?

bu yazıya başlarken parmak kısımları kesik eldiven takmış mor bereli bir kızın sıranın üzerine "meet me in montauk." yazmasına karşılık gidip "arkadaşım demirbaş lan bunlar, zimmetli ya."'in arkasından zimmetliyi harflerine teker teker vurgulayıp tekrar etmemi ve arkasından gelen olayları yazacaktım. Ancak ben "bile" o kadar şaşırdım ki bu insanlarla ilişkilerden, metropolitan jazz affair dinleyerek mandalinadan ufak bir ısırık alıp içindeki sıvıyı emmek ve sonra kalan kısmı yemeyi ve bir takım modellemelerimi yazmayı daha uygun buldum.

bunları da kelime oyunlarıyla süslediğim ve toplumsal saptamalarda bulunduğum "hayatın yalan hali" adlı kitabımda toplamayı planlıyorum aslında. Buradan bir şekilde "aklımın karışıklığı aklının karışıklığına karışsın, 5 karış bir odamız olsun; biz içinde karışalım" gibi cümleler kurarak da ergenliğe seslenmeyi, onların da sesi olmayı amaç edinmek cazip geldi; Ben bir tencere çorba yapayım da sonra düşünürüm.

yaşamaya üşendim şimdi.

1 yorum:

hidden dragon dedi ki...

o "hayatın yalan hali" adlı kitabın çıkınca haber ver. okumak istiyorum :)