Hatırlıyorum, küçükken de severdim ben yalnızlığı...
Cezbedici bir yanı olmuştur hep nedense. O çocuk aklımla belki en büyük güveni kendimle kaldığımda yaşadığımı farketmişimdir.. Çocukluk arkadaşımla yaptığımız bir konuşmayı hatırlıyorum. Yazar olmak istediğimi, kocaman bir evde tek başıma yaşamak istediğimi söylerdim. Hatta evimin adada olmasını isterdim! O yıllarda bile manzara tutkumuz var:)
Kendini diğerlerinden izole etme, farklı görme, ayırma isteği o yaştaki bir çocukta neden vardı ki? Hadi şimdi gürültü patırtı, şehir karmaşası, sorumluluklar, sinir stres diyorsun, hani şu her bireyin klasik herşeyi bırakıp kaçıp gitme isteği diyorsun da o yaşta ne derdim varmış diye düşünüyorum..?
Cezbedici bir yanı olmuştur hep nedense. O çocuk aklımla belki en büyük güveni kendimle kaldığımda yaşadığımı farketmişimdir.. Çocukluk arkadaşımla yaptığımız bir konuşmayı hatırlıyorum. Yazar olmak istediğimi, kocaman bir evde tek başıma yaşamak istediğimi söylerdim. Hatta evimin adada olmasını isterdim! O yıllarda bile manzara tutkumuz var:)
Kendini diğerlerinden izole etme, farklı görme, ayırma isteği o yaştaki bir çocukta neden vardı ki? Hadi şimdi gürültü patırtı, şehir karmaşası, sorumluluklar, sinir stres diyorsun, hani şu her bireyin klasik herşeyi bırakıp kaçıp gitme isteği diyorsun da o yaşta ne derdim varmış diye düşünüyorum..?
Sonra sonra.. Farkediorum ki, bir sorunum olması gerekmiyor. Çünkü ben bu dinginliği seviyorum. Şu an karşimdaki ucunu bucağını baka baka bitiremediğim masmavi denizi, kuşlardan başka hiçbir ses duymadığım şu anı, en küçük beton yığını bile barındırmayan alabildiğince yeşilliği, bulutların nerdeyse dans ederek yer değiştirmesini izlemeyi, güneşin kızara kızara denizimin üstünde batışını izlemeyi, buram buram esen şu rüzgarın saçlarımı uçuşturmasını ve nihayetinde yazmayı seviyorum..
Ama yine de yazar olmayı istemezdim [zaten olamazdım da:)]. Benim çok daha iyi bir mesleğim olacak. Ama en güzeli şu sanırım ki, her zaman çabaladığım farklı uğraşlarım da olacak, bana zevk veren. Mutlu hissetmemi sağlayan, rahatlatan.. Yazmak bunlardan biri işte, keza fotoğraf da öyle..
Ama yine de yazar olmayı istemezdim [zaten olamazdım da:)]. Benim çok daha iyi bir mesleğim olacak. Ama en güzeli şu sanırım ki, her zaman çabaladığım farklı uğraşlarım da olacak, bana zevk veren. Mutlu hissetmemi sağlayan, rahatlatan.. Yazmak bunlardan biri işte, keza fotoğraf da öyle..
İnsan bir aktiviteyi hatta kisiyi sevebilir, sever ama.. Ben şunu öğrendim; sevginin o kadar çok formu var ki.. Kuş-çiçek-böcek sevgisinden bahsetmiyorum!
Yani kişinin seçtiğin davranış biçimlerini baz alarak sevgiyi sınıflandırırsak.. Yazmayı seversin ama yazar olmak istemezsin mesela. Hobi olarak kalmalıdır hayatında. Ya da arkadaşını seviyorsundur, değer veriyorsundur, mutlu olması için çabalarsın da ama hayatına sevgili sıfatında sokmak istemezsin. Olur ya?! Olmadı mı hiç size? Arkadaş, dost kalmalıdır o da.
Ya da konuşamazsın, paylaşamazsın ama çok seversin,
babandır-anandır, canındır.
Ha sevginin onca formundan başka bir de sevgiliye duyulan var degil mi:)
En özeli..
En özeli..
Çünkü sevgi kalıbıyla o kadar alakasız kurabiyeler çıkıyor ki ortaya! Sonuçta ne yediklerini bilincinde olmayan, bittikten sonra mide kanaması ile kıvranan bir sürü kurabiye canavarı ortalıkta geziniyo:)
Kurabiyelerin cezbedici renkleri, görünüşü, şekli, şemali, reklamı.. Hiçbirşeyin bana o mide kanamalarını yaşatmasına izin vermeyecegim. Gerekirse, evet..
Ama şunu biliyorum; sevginin hiçbir formu, hiçbir zaman üzmez ve kırmaz! Yalan yanlış, eksik gedik, birbirine merhem olan, vakit geçirilen hiçbirine dahil olmayacağım.
Yalnızlığımla ve kendimle bu kadar barışmışken, kolay kolay riske atamam birşeyleri..
Kimsenin aşk kırıntısına muhtaç değilim.. Çünkü mutluluğumun, huzurumun artık bakışımda olduğunu biliyorum,
benim bakışımda!
Yalnızlığımla ve kendimle bu kadar barışmışken, kolay kolay riske atamam birşeyleri..
Kimsenin aşk kırıntısına muhtaç değilim.. Çünkü mutluluğumun, huzurumun artık bakışımda olduğunu biliyorum,
benim bakışımda!
Halil Cibran demiş ki;
"Çoşkumuzu da acılarımızı da, onları yaşamadan çok önce seçeriz. Acı ne kadar derinse içimizde o kadar büyük oyuk açar. O oyuk daha sonra hazzın barındığı kap olur. Şarabınızı, doldurduğunuz kadeh, bir zamnalar camcının fırınında kor halindeyken şekillenmedi mi?"
Çok şey yaşadım kendimce.. Yaşayacağım da..
Şimdiyse şerefime içiyorum şarabımı, insanlığıma, farkındalığıma, yağmur sonrası dinginliğime..
Şimdiyse şerefime içiyorum şarabımı, insanlığıma, farkındalığıma, yağmur sonrası dinginliğime..
*******
06.2006dan bir yaprak..
1 yorum:
tek kelimeyle mükemmel...
yazarken yaşadıklarını yaşattın bana.
Yorum Gönder