Onu vitrinde gördüğüm gün benim için diğer oyuncaklardan pek farkı yoktu esasında.
2.el diğer oyuncaklar gibiydi işte.. Elbet kendine has özellikleri de vardır ama bana ne demiştim. Zaten evde bir sürü oyuncak yok muydu? Çeşit çeşit.. Hepsi ayrı bir köşede kurumuş solmuş durmuyorlar mıydı?
Bende hiçbir heyecan uyandırmayan soluk benizli eski oyuncaklarımdan tek farkı benim olmamasıydı .
şimdilik..
Nasıl, kim, ne zaman, ne amaçla aldı hatırlamıyorum ama birkaç gün sonra kendimi onunla oynarken buluverdim.. Halının üstüne sere serpe yayılıp tüm keyfimle hiç oynanmamış oyunları oynuyordum onunla. Her geçen gün daha da eğleniyordum, alışıyordum.. Her geçen gün daha da muhteşem geliyordu gözüme. İyi ki benim diyordum..
Geceleri yatağıma girerken köşelere fırlatılmış, fırlamış oyuncaklara gözüm ilişiyordu.. Dizlerimden itibaren bir titreme geliyordu yüreğime.. Daha da sıkı sarılıp
oyuncağıma dalıyordum huzurlu uykularıma..
Her sabah koynumdaki varlığıyla mutlu kalkıyordum o yataktan..
O gün de
halıya sere serpe yayıldığım oyuncağımla oynaştığım güzel günlerden biriydi..
Biraz kurcalamak istedim sağını solunu.. Cebinden çıkan kağıt parçası merakla karışık bir heyecan yarattı içimde..
Oyuncağımıı usulca bir köşeye koyup bir başka köşeye sindim.. Gizli bir iş yapıyormuşçasına satır satır okudum..
okudum okudum okudum..
Tüylerim ürperdi..
Mideme sancılar girdi..
Gözlerim ağlamakla ağlayamamak arasında kalakaldı..
Eski sahibiydi.. Bu mektubu yazan eski sahibiydi!
Kıstığım gözlerimle çaktırmadan bir bakış attım köşeye yerleştirdiğim oyuncağıma..
Habersizdi olan bitenden..
En son sıcacık ellerimle yerine yerleştirmiştim onu, hala o sıcaklıkla duruyordu o köşede biliyordum..
Mektuba döndüm tekrar..
Eski sahibi, ne çok üzülmüş ayrılırken oyuncağından..
Ne çok üzülmüş ayırılırken oyuncağından..
Nedenini yazmamıştı, sadece içinde bulunduğu duygu karmaşasını, yıkılmışlığı, yoksunluğu, geçmiş güzel günleri yazmıştı kederle..
Hiç yabancı değildi bu duygular!
Zaten bu tanıdık korku ürpertmişti..
Bu tanıdık duygu karmaşası, yıkılmışlık, yoksunluk, geçmiş güzel günler..
Benzer öyküler benim kıyıdaki köşedeki renksiz oyuncaklarımın da ceplerinde yok muydu?
Her uzaklaştığım oyuncağın beni sürüklediği grilik anlatılıyordu mektupta..
Kelimeler aynı sadece kişiler farklıydı..
Birden acı bir tokat çarptı yüzüme.
Ne sanmıştın ya sen?
Ne sanmıştın ya??
Bu sefer oyuncak hep senin mi olacak sanmıştın?
Haydi sıkma gözlerini, öyle sanmıştın itiraf et kendine!
Söylesene ne zaman öğreneceksin bunca sahiplenmenin her seferinde seni aynı griye götüreceğini?!
Ya grilikten
ya sahiplenmekten
ya oyuncaklardan vazgeçecektim..
ya da korkularımı bile bile göre göre
sere serpe yayılacaktım..
Yerimden sakince kalktım... Eski katlanmış yerlerini bozmadan, mektubu katladım, oyuncağımın cebine yerleştirdim..
Bıraktığım yerde aynı sıcaklıkta beni bekleyen oyuncağıma uzandım.
Kokladım.
Ben kokuyordu.
Evet,
bugün ben kokuyordu.
Dün de ben kokuyordu..
Ve bu yeterdi.
Ya da doğru olan yetmesiydi..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder